evren etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
evren etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Aralık 2018 Pazartesi

, ,

Tüm Evrenlerde Sen Varsın


"Güneşin batışını hiç bu kadar güzel görmüş müydün? Sarılı, pembeli, turunculu birbirine geçişken renkler. Her saniye farklı bir renk ön plana çıkıyor ve bir anda bir bakmışsın, güneş kaybolmuş ve renkler yerini alacakaranlığa bırakmış, gece olmuş, kuşlar susmuş ve gecenin karanlıkları ışığı ele geçirmiş".

Konuşmaya çalışıyorum, beni dinlediğinden bile emin değilim. Ne oldu bize böyle? Ne yapmam gerekiyor hiçbir fikrim yok. Yüksek bir yamaca oturmuşuz, harikulade bir hava var ve çok tatlı bir esinti saçlarımıza yumuşacık değiyor. Elini tutuyorum, çekmeyecek biliyorum fakat öylesine halsiz bir el ki, damarlarından çekilen kanın sesini duyuyorum neredeyse.Niçin? Minicik bir yaşama sevincine bile muhtacız. "Benimle konuşmayacak mısın" diye soruyorum kendisine, halsizce bir omuz silkişi bana verilen cevap oluyor. Gözlerimi uzaklara dikiyorum, deniz neredeyse ürkütücü lacivert bir renk almış, içim hafiften ürperiyor. Hala bırakmadığım elini daha sıkı tutuyorum. Nafile olduğunu bilmek benim bu hareketleri tekrar tekrar yapmama engel olamayacak. Üşüyüp üşümediğini soruyorum.

Birden yüzüme bakıyor, gözlerindeki delilik bir anlığına cisim bulmuşcasına masmavi parlıyor koyu siyah gözlerinde, bakmaya hep korkardım o deli gözlere ama şu an daha karanlık bir korku ile titriyorum. Kafasını çeviriyor ağzından tek kelime çıkmadan, ötelere çok ötelere gidiyor zihni, biliyorum. Bir an için umutlanmıştım, korkuyla karışık gariban bir umuttu benimkisi. Bana geri döneceği, tekrar konuşacağımız, güleceğimiz ya da ne bileyim sadece saçma sapan kavgalar edip birbirimi yiyeceğimiz günlerin bizi hemen şuracıkta, zamanın en yakın anlarından birinde karşımıza çıkacağına dair işkenceli umut. Ne yapsaydım ya bıraksa mıydım ötelerde onu bir başına. Ya da hakikaten bir başına mı? Bir keresinde sanki anlatır gibi olmuştu öte diyarları bana, yalnız olmadığını ve orada bir kadın olduğunu çıtlatır gibi olmuştu. Soramadım nasıl bir kadın olduğunu, saçının ne renk olduğunu, gözlerini. Söylemezdi de zaten, öte diyarların ketumluğu sinmiş gibiydi derisine, tenine.

Güneş tamamen battı artık, kalkmamız gerektiğini biliyorum. "Hadi, gitme vaktimiz geldi" diye usulca fısıldıyorum kulağına, daldığı derin hülyayı bir anlığına bırakıyor ve yavaşca kalkıyoruz. Yanıbaşımızda uzun yürüyüşten sonra dinlenmeye çekilen köpeğimiz de kalkıyor bizimle. Sanırım o bile biliyor, öte diyarların kokusunun her tarafına sindiğini, yaklaşamıyor yanına, iki yıldır benim yanımda yürüyor.

Evet tam tamına iki yıldır artık benimle değil. Bir sabah kalktığında bana hızlı hızlı her şeyi anlatmaya çalıştı.Önce bir rüyadan bahsediyor sandım, yaşadıklarını gerçekten yaşadığına inanmam en az üç ayımı aldı. Ne zaman rüyaya dalsa o aleme geçiyor artık, orada bir evi varmış ve bir kadın. O kadın. Dünyada değilmiş evi, ne de samanyolunda çok çok uzak galaksilerden birinde. Seviyor musun o kadını diye sordum ona, bilmem hangi cesaretle, evet dedi, evet. Hayatım iki dudağının arasına hapsolmuş, o ise hülyalar aleminde kaybolmuş ve ben yokmuşum. Yokum ben onun rüyasında, köpeğimiz de yok, evimiz, ocağımız da yok. Bana ait, şu an yaşadığımı sandığım hayata dair hiçbir şey yok. Ağladım çok, çok ağladım. Saldırdım, yumrukladım, tekmeledim, gidecek oldum ama hep kaldım yanında.

Eve geldik, hızlıca üstümü değiştirip yemeği hazırladım. Sessizce geldi masaya. Göz göze geldik. Gene o bakış, bu sefer sevgi mi vardı gözlerinin yamacından öylesine bana bakan delilikte, tuzla buz olmuş hayaller mi, aşk kırıntıları mı? Kalbim çarpıyor, keşke bakmasa bana öyle? Belki de acıyor halime, gidemeyişime acıyor. "Hadi" diyorum sesim titreyerek, "söyle ne söyleyeceksen bir an evvel söyle, yerimi yurdumu kaybetmişim ben, ötesinde berisinde ne varsa, dök içini ve kurtul benden"

Kalktı masadan.Elimden tutarak beni de kaldırdı. Eline bir gaz lambası alarak merdivenlerden aşağıya, bodruma doğru inmeye başladık. Benim bodruma girmem yasaktı, neden olduğunu sorduğumda merdivenlerin çok dik olduğunu ve başıma bir hal geleceğinden korktuğunu söylemişti, dahasını sormadım ona, tamam dedim ve girmeye hiç tenezzül etmedim. Şimdi ise büyük bir şaşkınlık içindeydim. Hızlıca iniyorduk merdivenlerden. Büyük bir boşluğa düşer gibi hissediyordum kendimi.En son basamağa geldiğimizde dört kapılı kocaman bir odanın içinde olduğumuzu fark ettim. Elimi bırakmamıştı hala, içimi rahatlatan tek şey buydu. Kapılardan birinin önüne kadar getirdi beni, "içeri gir" dedi "ya sen" dedim, "yalnız olmalısın" diye cevap verdi. Kapıyı zorladım, kilitliydi, elim cebime gitti ve kimbilir ne zamandır cebimde duran anahtarı çıkararak kapıyı açtım.

Ve böylece ben de öteye geçtim. Yanımdaydı. "O kadın da mı bendim" diye sordum ona "senden ötesini hayal dahi edemem" dedi, "suskunluğunda, hülyalarında, yalnızlığında, umursamayışlarında, görmeyişlerinde,karabasanında, gerçeğinde hep ben mi vardım" "evet" dedi ve "korkma sakın" diye devam etti, "ben yaratıcı gücü damarlarımda taşıdığımı fark ettiğimden beri kurduğum tüm dünyaların baş kahramanı olarak seni koydum, kalbimin tam merkezindesin ve benden tek bir adım, tek bir düşünce dahi uzaklaşamazsın asla". Anlamıştım galiba en sonunda, benim ondan öte bir varlığım olamazdı, atmosferim oydu benim, tüm evrenim. Sarıldım, sımsıkı sarıldım, "kopmamız mümkün değil o zaman, sen ölene kadar, varlığım senin o zaman" sevinçten ağlıyordum bu sefer, varlığımın varlığının içinde eriyip gitmesinden, aslında tamamen yok olmaya mahkum bir zerreciğin belki de sadece bir anlığına kendini sevilen ve çok çok sevilen bir kadın olarak görmesinden, hayat bulmasından, nefes almasından ve sonra birden hayal edenin cisimden vazgeçip ışığa dönmesiyle beraber hiç yaşamamış, hiç yaşanmamış gibi yok olup gitmesinden daha güzel bir şey düşünemiyorum şu anda. Varlığımda yalnız olmayacağım, yokluğumda ise yalnızlık nedir bilmeyeceğim. Bundan ötesi göz açıp kapayana kadar geçen bir avuç zaman.

Esindaş

8 Aralık 2018 Cumartesi

, , , , ,

Küsen Yıldızlar


"Beni kapkaranlık bir deliğe bırakıp gidiyorsun, bilinmezliğin içine, zamanın ve mekanın olmadığı bir yere. Tutunacak dal arıyorum el yordamıyla, ayaklarım tökezliyor yürümeye çalışırken, dengemi sağlayamayarak birkaç kez düşüyorum. Hala gelmiyorsun geri, uzaklarda bir yerlerde güneş hala parlıyor ve de kuşlar en neşeli türkülerini tutturmuş, iğde çiçeği kokuyor her yer mis gibi, hatırlar gibiyim bir zamanlar orada olduğumu, kokuları sesleri ve parlak günışığını.

Kalbimi kafesinden çıkarmış olmalısın, artık bir kalbim yok sanki. Kanım dolaşmıyor damarlarımda, kupkuru bir dal gibi ağacından koparılmış. Ne kadar uzağa fırlattın beni, aramızda sanki yüz milyar ışık yılı, bir daha hiç göremeyecekmişim gibi, yeşili maviyi, kırmızı laleyi, sapsarı papatyayı, yavru kedileri.

Bu karanlık yerden çok ötede ya da tam altında veyahut da tam üstünde doğumlar ve ölümler, kendi kuyruğunu yiyen bir yılan gibi, sinsice kıvrıla kıvrıla tam bir daireye dönen zaman ve sensiz kalmak. Kaçıncı döngüm bu bilmem ve kaç kere daha döneceğim.

Çıkmak istemiyorum, bir adım daha atamam sen el vermezsen. Tünelin ucundaki günışığı beni çağırmıyor yanına, kurtulamayacağım buradan."

Elim titreyerek okudum mektubu, masanın üzerine daha dün bahçeden kopardığımız pembe gülün yanına öylesine bırakıverilmiş hiçbir anlamı yokmuş gibi. Titrek kelimeler oynuyor gözlerimin önünde, düşmemek için kendimi koltuğa geri atıyorum. Dün gece tam burada oturuyorduk. Ne oldu ki? Ne yaptım ben? Sakinleşmeye çalıştım, mümkün değil, damarlarımda kan değil çaresizlik dolaşıyor. Hafızamı toparlamaya çalıştım; çok küçük bir tartışmaydı o, bu kadar basit miydi vazgeçmek, nasıl olur, nasıl olur? Kendi kendime konuşuyorum, ayakta dolanıyorum odada bir oraya bir buraya. Nereye gitmiş olabilirsin ve hiç anlamıyorum neden? Nasıl? Dışarıya çıkmalıyım sokak sokak dolaşmalıyım, her yere bakmalıyım. oralarda bir yerlerdesin, gitmiş olamazsın.

Ne yaptığımı bilmeden hızlıca giyindim, kendimi sokağa attım.

Güneş gitmiş, kuşlar gitmiş, sokak kedileri yok, kara kapkara, zifiri kara ve ben karanlığın ta kendisiymişim, güneşi ve ayı düşüren, başım dönüyor bu siyah boşlukta. Çok çok özür dilerim teker teker yıldızları topladığım için, gökyüzünü, yeryüzünü ve en çok da içini kararttığım için. Her şeyi yiyip bitiren kara boşluğum önce beni sonra evreni yedi, dipsiz kuyuya düşerken sen ve ben, korkunç bir sesle yıkılacak dünya, dağların içi pamuk gibi dağılacak, sular uzay boşluğuna yayılacak ve yok olsun tüm tohumlar, bizim doğduğumuz ve bizden doğacak ne varsa yok olsun.

Esindaş