kırık kalp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kırık kalp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Aralık 2018 Pazartesi

, ,

Kalbi delik


Kalbini çok kırmışım,
Kalbi yerinde
Kocaman koskocaman bir delik varmış
Öyle dedi bana.
"Her şeyi, beni dahi
Yutacaksın o vakit" dedim
"Kara kapkara bir deliksin sen."
"Hem" diye ekledim,
"Bir insanın kalbi
Örgü şişi ile delinebilir mi hiç?
Ben ki;
Dünyaları örüyorum belki,
Seni ördüğüm,
Şu pencereden dışarıyı izleyen
Karman curman renkli kediyi ördüğüm gibi.
Ya da kimbilir,
Beynimi örüyorumdur.
Minik minik ilmekler, düğümler atıyorumdur
Kaygının, endişenin olduğu yerlere.
Tıpkı yaraya yapıştırılmış
Yara bantı misali
Kapatıyorumdur zihnimden akan zehri.
Yamadır belki, tutmaz.
Peki öyle bile olsa
Tüm yaşantımız,
Ya tutarsa'ya bağlı değil midir?
Senin, benim ve diğer herkesin."
Ve ekledim; "Yanlışın var,
Örgü şişi ile kalp kırılmaz
Kalbine iyi bak,
Çoktan kırılmışsa eğer, sen fark etmeden
Birleşen yerleri hissetmişsindir,
Kalbi olduğunu hissedince insan,
Hüzün de basar, acı da, sevgi de, öfke de.
Örgü şişine şükret sen."

Esindaş

8 Aralık 2018 Cumartesi

, ,

Kan ağlar


Çevremde hareket halinde olan her şeyin bir an için durduğunu sandım. Ben hariç, hareket edebiliyordum, donakalmış bir zamanın ortasında tek ben. Aklımdan bir sürü şey geçti, saçma sapan birbiriyle bağlantısız şeyler; bir yerlerden duyduğum acıklı bir aşk hikayesi, ne olmuştu kıza, adamın öldüğünü sanıp kendini mi öldürmüştü? Yarım yamalak, bölük pörçük şeyler işte. Zümrüt yeşili gözlerini tamamıyla kapamadan önce ne geçiyordu aklından? Son kez parmakları oynarken, donuklaşan gözlerinde hangi resim vardı? Çok etkilemişti beni bu hikaye, oysa ki aşk hikayeleri bana göre değil. Fakat o kız yiğitçe öldürüverdi kendini, ötedeki diyarda kavuşuverecekmiş gibi, oysa ki adam yaşıyormuş, çok geçmemiş kızın ölümünden sonra koluna başkasını alması için. Zümrüt yeşili gözlü kızın parıldayan bakışları donunca hikaye bitmeliydi, devam ettirmiş işte acımasız anlatıcı.

Ben bunları şimdi neden hatırlıyorum ki? Fadik bile geldi aklıma. Hizmetçi Fadik, zavallı Fadik, iki örgülü Fadik, odun taşıyan su taşıyan Fadik, yemek yapıp okumaya çalışan Fadik, yetim Fadik, öksüz Fadik. Kitabın sayfaları parçalanana dek defalarca okudum onu, Fadik oldum, su taşıdım, yemek yaptım, hizmetçiydim, bağrıldım, azar işittim, ne olursa olsun insanın onurundan, bildiğini söylemesinden vazgeçmemesini de öğrendim ondan.

Tüm bunlar aklımdan geçerken zamanın neden durduğunu bilmiyorum, sonsuza kadar vaktim var gibi. Uzaklarda bir yerlerde güneş batıyor olsa gerek, çevremdekiler pembe-mor renk aldı, hafif kızıllıklar aktı pembenin morun içine, kan kırmızısına doğru dönecek gibi.

Korktum nereden geliyor bu kırmızılık, kendime baktım, artık kendime yukarıdan bakabiliyorum saçlarımın kırmızısı akıyor, grileşiyor, donuklaşıyor saçlarım, her tarafa yayılmış kırmızılık. Savaş çıkmış olmalı bir yerlerde diyorum, buradan çok yakın ya da uzak olması neyi değiştirir, benim saçlarımı kanatabiliyorsa, kim bilir kimlerin nereleri kanıyor? Ağlayan çocuklar olmalı, anneleri babaları için, köpekler ve kediler apaçık ortada, füze insan hayvan ayırt etmiyor, her yer kan, daha çok kan. Kendileri için insan kurban edilen zamanın tanrıları, bir yerlerde yaşıyor olmalı. Acımasızlığın, pisliğin, kötülüğün içinde.

Ben neden buradayım? Daha da yukarı çıkıyorum, kanlı ellerini görüyorum insanların, kirli ellerini. Tüm insanlığa bulaşmış kan, sıçramış orasına burasına, korkunç korkunç. Bağırıyorum kurtarın beni buradan, saçlarım hala kanıyor. Çocuklar ağlıyor, ben yerde yatıyorum sere serpe. Beni kim öldürdü? Ya da ölmeli miyim, tiksindim, iğrendim, denizi ve gökyüzünü mavi bilirdim meğer kırmızıymış. Dönmeyeceğim, başımda insanlar birikmiş, hayır zorlamayın, geri gelmeyeceğim. Hayır, hayır, hayır.

Kalbimden bıçaklamış beni, bir iki kere yetmemiş. Beş kere bıçaklamış. Yaşattılar beni bir şekilde, saçlarım gri artık ve gözlerimin ucunda her an damlayacakmış gibi duran gözyaşlarımla, yalnız, bitkin ve küskünüm.

Esindaş