umut etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
umut etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Aralık 2018 Pazartesi

, , , , ,

Tohum


Yolda giderken bir gün
asık suratım bitmiş hayallerimle ben,
minik minicik bir tohum buldum.
Bildiğimiz tohumlardan farklıydı rengi,
dıştaki sert kabuğu;
kahverengi değil gök mavisi.
Pırıl pırıl parlıyor üzerinde küçük küçücük noktalar.
Mücevher bulmuşcasına sakınarak aldım avuçlarımın arasına,
bıkmıştım ben o yoldan,
yorulmuştum sıkılmıştım,
bulana kadar.
Sonra yolu sevdim,
yol boyu yürüyen insanları sevdim,
gözlerindeki pırıltıyı sevdim,
yaşlı anam babam dahi sevdi,
onlar dahi sevindi,
herkes bulmuş o tohumdan,
herkes ekmiş aynı anda,
düşündüğümüz kadar kötü değil dünya demişler,
bir umutmuş bizim
yaşadığımızı hatırlatan.
Avuçlarımın arasında sakladığım mücevheri
aldım ve gömdüm toprağa,
gözüm gibi baktım,
sakındım rüzgarından, güneşinden,
börtüsünden, böceğinden,
gülümsedim her şeye.
Tüm hayvanlar da gülümsedi benimle,
keza onlara da bir söz vardı tohumun içinde.

Esindaş

8 Aralık 2018 Cumartesi

, , , ,

Gözlemleyenin Laneti


Hani bahardan çok büyük beklentilerimiz vardır ya, yeni yıldan olduğu gibi, ya da doğum günlerimizden, yıl dönümlerimizden, iple çekeriz o günleri, ne de olsa yepyeni insanlara dönüşeceğizdir, hayat şartlarımız mükemmelleşecektir, daha mutlu olacağızdır. O beklentiler hiçbir zaman gerçekleşemez ama biz tüketmeyiz umutları, her bahar yeniden umutlanırız.

O bahar da öyle oldu, sanki ne bileyim talih kuşu kafama konuverecekmiş gibi kıpır kıpır bir sevinç içimde ve bu sefer hakikaten de bir şeyler değişti sanırım.

Her gün aynı saatte bahçeye iki tane karganın geldiğini fark ettim, gün batımına doğru hep aynı ağacın aynı dalına konuyorlardı. İlk birkaç gün önemsemedim, aradan bir hafta geçip bunların hala aynı saatlerde geldiğini görünce ertesi gün bahçeye çıkmaya karar verdim, karşıdaki ağacın altına sandalyemi çekip olabildiğince kendimi saklamaya çalışarak, gözlemlemeye başladım.

İkisi birden geldi. Gagalarında bir şeyler parıldıyor gibiydi, onları toprağa bıraktılar teker teker ve belki dört beş kez havalanıp geri döndüler her seferinde gagalarındakileri toprağa bıraktılar. En sonuncuyu da bıraktıklarında dala tüneyip çeşitli sesler çıkararak kanat çırptılar, belki bir on dakika sürdü ve havalanıp artık yavaştan kararmış gökyüzüne doğru kanat çırptılar.

Bıraktıkları şeylerin ne olduğuna bakmak için yöneldim toprağa; bir sürü pırıltılı, rengarenk, cam gibi minik parçalar kararmış havaya rağmen yansıma yapıyordu toprakta, yavaş yavaş toprak hareket ederek hepsini yuttu, o an bunun gözlerimin bir oyunu olduğunu sanmıştım. Kargalar bir daha gelmedi ve ben uzun bir süre kendimi suçladım; " gözlemleyenin laneti"...

Birkaç ay sonra ben tam bu olayı unutmuşken, pırıltılı parçaların olduğu toprakta minik filizler belirmeye başladı.Bir iki hafta sonra daha önce görmediğim parlak yeşil iri yapraklı ağaçlara dönüştüler, baharın sonunda, yazın başında sarı minik meyveler olgunlaştı dallarında ve ben bilmem hangi cesaret o meyvelerden yedim, yiyemediklerimin konservesini yaptım.

Yazın sonunda ben ben değildim artık; belki bir kargaydım, belki bir meyve bir çeşit sürüngen de olabilirdim ya da ne bileyim bulut, yağmur damlası, rüzgar. İçimdeki tüm hüznü ve acıyı meyveler yok etti ve ben olabildiğince özgür bir "şey" olarak hayatıma devam ediyorum ya da artık bir hayatım kalmadı.

Beni o ağaçların altına gömmüşler.

Esindaş
, , ,

Yeşilin Daha Yeşili


Herkes toplanmış sırasını bekliyordu, neyi beklediklerini görebilmem imkansızdı, sıra kuyruğu baya uzundu, gene de merakıma engel olamayıp sıra boyu yürümeye başladım. kimler yoktu ki; kadınlar, erkekler, gençler, yaşlılar, çocuklar. Hepsinin gözlerinde umut görür gibi oldum, endişe ve kaygıyla karışık. Belirli bir zümreye ait olmadıkları belliydi fakat amaçları birdi o çok açık.

Neydi ki amaç? Yürümeye devam ettim, yol boyu levhaları okuyarak ilerledim. Sıranın başına doğru yaklaştığımda oradakilerden birine usulca yaklaştım ve neyi beklediklerini sordum, kadın yorgun ama umutlu gözlerle bana bakıp cevap verdi; "yeşili daha yeşil, mavisi daha mavi bir yer varmış, orada ne hüzün ne de ölüm varmış, o yerin sırası bu, yıllardır gitmediğim yer kalmadı son umudum burası".

Boğazım düğümlendi üzüntüden ve belki de yaratacağım hayal kırıklığından, ne diyeceğimi bilemedim ama söylemek zorundaydım. Üzgün gözlerle kadına baktım ve usulca mırıldandım; "levhaları okumadınız mı? kafanızı oraya götürmemelisiniz, ancak kafasının kesilmesini kabul edenler gidebiliyormuş oraya, bakın herkes teker teker geri dönüyor". İnanamadı kadın, haklıydı da, çevresine bakındı, yavaş yavaş insanların dağıldıklarını gördü ve kalbi kırık, omuzları düşük geri döndü o da. Birkaç saate bir ben kalmıştım, kafamı koltukaltıma aldım ve ilk adımımı attım.

Esindaş