manzum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
manzum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mart 2019 Pazar

, , , ,

Yakarış



Çıkmış o yıkık dökük harabe evden,
Ardına bile bakmadan
Bir zamanların umut ekip, rüya biçtiği taş duvarlarının arasında,
Kara bir kedi öylece dolanırken.
Fakat 'orada bırakacağım'dediği tüm üzüntüyü, kederi ve elemi ,
Taşıyormuş yanında ve karanlığa rağmen,
Ölüme ve hastalığa inat,
Pembe dantelli incecik bir bluzla beraber
Hasır geniş şapkasını geçirmiş kafasına,
Elinde minik minicik bir çanta ile kafa tutmaya çıkmış yola.
Kime karşı, neden, nasıl bilinmez.
Etrafta nazlı, sayılı günlerine rağmen gururlu bir şekilde
Kafalarını sallayan sarılı beyazlı papatyalar,
En az onun kadar naif ve en az onun kadar gururlu.
Neler neler, hangi sırları anlatmışlar ona, işitmemiş, duymamış,
Sanki hiç çıkmamış gibi o harabeden
Aklında taşımış tüm o anıya dönmüş anları.
Ve giderken yolda, yalnız kalmamış ya hiç,
Çimenler dahi eğmiş boyunlarını,
Onun üstlerinden geçen minik minicik adımlarından bağımsız.
Bir diyeceği var belli demişler,
Bir derdi var büyük demişler,
Konuşmuşlar aralarında fısıltıyla.
Gürültücü rüzgar dahi söndürmüş sesini,
Minik bir fısıltıya dönüştürmüş koca gümbürtüsünü.
Yalnızmış ya değilmiş aslında,
İzleyeni çok onun, seveni de var belli.
Fakat o görmemiş hiçbirini, yalvaran bakışlarını
Ne rüzgarın fısıltısını duymuş ne papatyaların tiz çığlığını.
Hepsi bir ağızdan ‘yolun sonu değil’ dese de ardına bakmıyormuş hasır şapkalı kadın.
Bulutlar şekil değiştirip durmuş,
Kafasını kaldırsa ah biraz keşke,
Toprak oynamış ayağının altında,
Sallanmış biraz, fakat devam etmiş o yolda.
Deniz kıyısına vardığında öylece çökmüş ya çakıl taşlarının üzerine,
Ağlamışlar hep birlikte.
Deniz tuzu mu daha tuzlu, gözyaşı mı yoksa? ‘En çok kim ıslatacak’ diye sormuş ‘bu dertsiz umarsız koca koca kayaları? Ben mi yoksa sen mi?’’
Cevap yok denizden, köpürmüş sadece, sinirden mi kederden mi? ‘Tamam hazırım ben de’ demiş, ‘Boyun eğdim ulu Tanrıya, boyun eğdim hayata, büyük olmadığımı öğrendim, zerreden farksız bedenimi salacağım koca tuzlu maviliğe’
Biz vardık ardında, öylece izledik onu,
Kalbimizde hançer saplı
Durduramayız onu
Dilimiz mühürlü
Konuşamayız onunla
Ve kollarımız tutmaz
çekemeyiz onu.
Fakat gene de var gücümüzle yaydık içimizdeki
‘Dur gitme,
Yaşamaya mecbursun
O seni çağırana kadar’.
Duydu mu bizi bilmem,
Ensesinde duyduğu ılık, ıpılık ürpertiyi
Anladı mı bilmem.
Biz kimiz asla söylemem.
Fakat durdu;
Islanmış kırmızı pabuçlarıyla
Kıyıda öylece durdu.
Tuza ve suya boğdu tüm kıyıyı
Hıçkıra hıçkıra büyüttü dalgaları
O zaman anladık, o da bizden biri.
Ve deniz yaladı yuttu tüm kasabayı.
Siz bilmeseniz de, siz görmeseniz de
Her an her şey sil baştan yıkılır buralarda
Siz yapılışına şahit olursunuz.
Hep var sansanız da
İçinizden birileri
Varoluşun büyük acısına katlanamayıp
yıkar tüm dünyaları.
Biz biliriz.
Biz görürüz.
Tüm yapılışların ve tüm yıkılışların şahidiyiz.
Alaş!
Tanrı, içimizde,
Tanrı sizinle.
Tanrı bizimle
Ve Tanrı, kendisi bilmese de
Hasır şapkalı kadınla.

Esindaş

22 Ocak 2019 Salı

, , ,

Baykuşun Sanrısı


Tepemden geldi gelen.
Ben aşağıya bakar iken.
Gökten geldi gelen
Ben zelzele bekler iken.
Yerin dibine gireceğim derken
Göktepenin üstüne çıkan ben.
Yerimden memnun idim
Çok olsa toprak derdim, kum derdim.
Kül derdim, toza döner, uçuşurdum.
Gene de her halukarda
Yerde idim, yürür idim, koşar idim
Bacaklarım tutmayacaktı
Gözlerim görmeyecekti
Kollarım uzanamayacaktı
Bir zaman sonra, bir zaman sonra.
Fakat birdenbire
Gözlerimdeki gözyaşı
Göğe uçuverdi
Buhar oluverdi.
Ayaklarım kesildi yerden
Kollarım uzandı göğe
Nereden bileyim ben uçmayı
Kuşlar gibi süzülmeyi
Olsa olsa bir baykuş olurum ben
Çok olsa öylece tüner
Gamlı yaşlı izlerim kara toprağı
Fakat nafile!
Baykuş dahi olamadım
Yerden sıyrıldı kemiklerim
Topraktan sıyrıldı derim.
Kumdan sıyrıldı gözlerim
Ve ben her şeyi gördüm.
Seni ve seni ve seni ve beni.
Uzaklaşacağım derken
Göğün en tepesinden
En yakını gördüm ben.
Ve en içine bakınca cismin
Sonra kişinin
Kayboldum ben.
Öyle bir mesafe varmış ki,
Göremediğinden çok yakın sanarmışım
Öyle bir sanrıymış ki;
Uyuyup uyanıp gene sanarmışım
Sanıp sanıp sanrışırmışım
Ve bu sanrışma esnasında,
Gerçeği ucundan tutup, burka burka
Yalan edermişim, edermişsin.
Ve yalanı bir uçtan bi uca bağlayıp
Yana döne yaşarmışım, yaşarmışsın.
Bitmeyen yalanların içinde
İçinin de en içinde
Sonra tekrar içinde
Yeni bir yalan başlarmış.
Öyle gördüm ben,
Gördüğümün yalancısıyım ben.
Alem gerçek değil ki
Benim dediğim gerçek olsun.

Esindaş

4 Ocak 2019 Cuma

, , , ,

Ağlak Bulut



O günün ertesi günü,
Bir sonraki gün olmadan evveli.
Şimdiden sonra, sonradan önce
Ben hem var iken, hem yok iken.
Katledilmemden hemen sonra,
Doğumumdan hemen evvel.
Ne ölü, ne diriyken
Ve ben Tanrıyı bilirken
Ve Tanrı beni sever iken,
Beşiğe düşmemden asırlar önce,
Ya da hemen sonra.
Bilirmişim her şeyleri.
Yıldızları, güneşleri ve de ayları.
Yüreğimde kocaman kocaman delikler yok iken
Ve de nedenselliklerle,
Hürafeler ve de yalan yanlış hayallerle
Dolmadan evvel.
Korku nedir bilmezmişim
Yalnızlık nedir, acı nedir
Ağrı nedir, gözyaşı nedir
Ölüm nedİr, yaşam nedir
Büyük nedir, küçük nedir
Ak nedir, kara nedir,
Bilmezmişim.
Bilip bilip gene bilmezmişim.
Bildiğimi de bilmezmişim.
Bilmeme gerek yokmuş,
Ne hacet kara toprağa!
Yaslı göğe!
Ağlak buluta!
Çok az bir an sonra
Ya da anlar anlar anlar sonra
Ya da tüm anlardan önce
Bilmeme gerek kalmadığında,
Siz, biz, onlar,
Diğerleri ve ötekileri
Hep bir edeceğim aklımla.
Acıları yükleyeceğim
Yaslı, yaşlı ve kanlı buluta
Başka bir gezegende
Tekrar yağmaması adına
Tek bir sözle
Yok edeceğim onu.
Az biraz daha sabret hele!
Az biraz daha!

Esindaş

25 Aralık 2018 Salı

, , , , , ,

Rüya Sokak


Tanrı gözünü kırptı
Ve tam o anda ben,
Doğdum, büyüdüm ve öldüm.
Her ölümümle
Doğdum.
Her doğumumla öldüm.
Arada uğradığım
Rüya caddesindeki
Sarmaşıkların arasına dolandım.

Rüya caddesinde gözümü açtım,
Uzun uzun uyumuşum,
Ömürler boyu,
Ölümler boyu
Asırlar boyu,
Tanrının saniyeleri
Benim tüm hayatımmış meğer,
Uyanınca farkettim.
Sonra sonra gördüm ki;
Gök maviymiş.
Ama bildiğiniz gibi değil!
Bildiğim gibi değil!
Parlak, ışıltılı bir mavi
Yeşil ya da gri.
Ve pamuk pamukmuş bulutlar.
Kırmızılı, turunculuymuş yerler.
Bazı bazı yere inermiş gök
Islanırmış toprak,
Bazı bazı göğe çıkarmış yer
Kızıllaşırmış gök.
Yer neyse gök oymuş
Ve gök neyse yer o.
Yansırlarmış birbirlerine.
Ve tüm yansımalarla bir
Yanılsamalar doğarmış
Zihinlerimizin içine.
Ve tüm dünyalar
Döner dururmuş.
Bizim için, bizle beraber.

Rüya caddesinde gözümü açtım.
Ve şimdi tekrar uyuyacağım.
Hatırlamazsam eğer
Sonsuza kadar derler.
Sonsuza kadar
Dönüp duracakmışım.
Su gibi,
Buhar gibi, buz gibi.
Hoşçakal mavi ve kızıl
Unutursam affedin.
Unutmazsam beni de alın.

Esindaş

14 Aralık 2018 Cuma

, ,

İstavritin Kanatları


Sabahın altısı, uykuya kapatamadığım gözlerimi
Denize açtım iyice.
Dünyanın sonu gelmiş gibi bir havada,
Rüzgarla büyüyüp, kabaran dalgaların üzerinden,
Gecenin karanlığı henüz tam çekilmemişken,
Doğup doğmamaya kararsız güneşin
Sarı, kızıl kanattığı bulutlara dalan gözlerimi
Yavaşça ovuşturdum.
Gök renkli, fırtına renkli deniz
Yıkıp geçmek istercesine
Ağzından köpükler çıkararak hırçın ve öfkeli
Bana yöneltti ellerini.
Uzaklaşmadım geri
Üzerimdeki canlılık denen ağırlığı
Yer çekiminden sonsuza değin
Kurtarmak adına
Karanlık sulara izin verdim.
Gecelerdir kapatamadığım gözlerimi
Kapattım suyun soğuk grisinde.
Yer çekimini böylece kovarken ben
Balıkçı teknesinden pek ufak bir istavrit
Sıçradı önüme,
Minicik yüzgeçleriyle set çekti denizin öfkesine.
Ve durdu birden.
Küçücük bir balığa teslim oldu
Koca su.
Şaşırdım, bıraktığım bedenimi
Geri topladım.
Ve sordum:
"Şu kadarcık bedeninle nasıl karşı koydun
Şu koca suya
Ey be küçük balık"
Ve konuştu:
"Ben bir balık değilim
Şekilden şekile girenin ta kendisiyim.
Sanma ki yer çekimini toprağa gömülerek yenebilirsin.
Ne de suya.
Önce uçmayı öğren yaşarken
Keza göğe yükselmeden,
Ne çamurdan ne de topraktan imal bedeninden kurtaramazsın kendini."
Ve uçarak gitti balık.
Ben; kanatsız ve ıslak
Geri döndüm mecbur.
Ve uyku tutmaz gözlerim saatlerce kapalı
Uyudum, uyudum, uyudum.
Rüyalarımda hep uçtum, hep uçtum ve hep uçtum.

Esindaş

12 Aralık 2018 Çarşamba

, ,

Kaçış


Oradaydım.
Soğuk ve yağmurlu bir kış günü,
Dış tarafı çamurdan pislenmiş
Kerpiç bir evin içinde.
Duvarda dayıma gönderilmiş
Artist fotoğraflı kartpostallar.
Kenardaki bir ayağı kırık, tozlanmış masanın üzerinde
Pilli, anteni kopmuş bir radyo.
Ne bir kanal çeker, ne doğru düzgün çalışır.
Tahtadan divan üzerine kurulmuş dedem.
Ninem mutfakta kararmış, dibi tutmuş
Sahanlardan birinde mis gibi tereyağlı yumurta yapmış
Başka şey yemem diye söylenince ben.
Tezek kokuyor ev.
Hemen yan tarafta; boynunda nazar boncuklu kolyesiyle sarı kızın ahırı
Ve bir kümes, içinde; el bebek, gül bebek
Bakılan, sevilen tavukların olduğu.
İnek insandan daha değerli burada.
"Onsuz insan ne eder"
Der durur ninem.
Bense sömestir tatilinde burada olduğum için,
İçimden bilmem nelere nelere lanet eder halde,
Oflayarak puflayarak dolanıyorum daracık odanın içinde.
Tahta pencerelerden su giriyor içeri.
Tiksiniyorum içeriye dolan su birikintisine bakarken
Sobaya sokuluyorum biraz daha.
Dakika sayıyorum, saat, gün.
Ve şimdi ise
Saya saya 40 yılı devirdim
Köyden eser kalmadı,
Sarı kızdan.
Nenemim bizden daha değerli tavuklarından.
Velhasıl ne dedemden, ne nenemden.
Fakat aklımın bir köşesinde ben
Bir türlü sevemediğim o yerden
Ayrılamıyorum bir türlü.
Ve tarladaki yemyeşil buğday başaklarının arasında
Uzanarak gökyüzüne bakmaktan ötesini
Hayal dahi edemiyorum.
Acınası, içinden çıkılamaz
Kahrolası bir döngüye hapsolmuş
Zavallı, en zavallı, pek zavallı
Bu insan,
Aklını buğday başaklarının orada kaybetmiş
Ve zıvanadan çıkmış bir makinenin içinde,
Boynunu sıkarken görünmez eller,
Zihninin içinde
Hep oraya kaçmış.

Esindaş

10 Aralık 2018 Pazartesi

, , ,

Gerçekliğe Acıyorum


Kıpkırmızı battı güneş,
Değişik bir sessizlik,
Öyle ki; gün batımını iple çeken kuşlar dahi sessiz.
Oracıkta beni bekleyen
Karalanmış bir kaç kelime ile mi kızıl derinliği sorgulayacağım,
Şimdi şu anda kamaşan gözlerimle, uğuldayan kulaklarımla,
veyahut da haberci bulutun ağzından dökülmeyen lafları anlamaya çalışacağım,
Yer yeksan olmuş zihnimle.
Yer kızıl, gök kızıl.
Korkmuyorum hayır,
Kutsal ve ulvi olandan
Düz,dümdüz gerçekliğe
Düşüşümü yadsıyorum sadece.
Dönüşümün ve düşüşün ülkesine
Yuvarlanarak varıyorum.
Vararak var oluyorum.
Düşerek ve kayarak,
Her rüyadan,
Her gün batımından, her gün doğumundan
Saniyeler sonra
Gözlerimi gerçekliğe açıyorum.
Acıyarak, acıtarak.

Esindaş
, ,

Kalbi delik


Kalbini çok kırmışım,
Kalbi yerinde
Kocaman koskocaman bir delik varmış
Öyle dedi bana.
"Her şeyi, beni dahi
Yutacaksın o vakit" dedim
"Kara kapkara bir deliksin sen."
"Hem" diye ekledim,
"Bir insanın kalbi
Örgü şişi ile delinebilir mi hiç?
Ben ki;
Dünyaları örüyorum belki,
Seni ördüğüm,
Şu pencereden dışarıyı izleyen
Karman curman renkli kediyi ördüğüm gibi.
Ya da kimbilir,
Beynimi örüyorumdur.
Minik minik ilmekler, düğümler atıyorumdur
Kaygının, endişenin olduğu yerlere.
Tıpkı yaraya yapıştırılmış
Yara bantı misali
Kapatıyorumdur zihnimden akan zehri.
Yamadır belki, tutmaz.
Peki öyle bile olsa
Tüm yaşantımız,
Ya tutarsa'ya bağlı değil midir?
Senin, benim ve diğer herkesin."
Ve ekledim; "Yanlışın var,
Örgü şişi ile kalp kırılmaz
Kalbine iyi bak,
Çoktan kırılmışsa eğer, sen fark etmeden
Birleşen yerleri hissetmişsindir,
Kalbi olduğunu hissedince insan,
Hüzün de basar, acı da, sevgi de, öfke de.
Örgü şişine şükret sen."

Esindaş
, , ,

Sarmaşık Uyanış


Uykusundan uyanan bir kızın hikayesi bu,
Başlangıcı buymuş,
Gecenin zifiri karanlığındaki güneş.
Sonunu göremesem de demiş,
Gördüğümü anlatacağım herkese
Fakat kimse yokmuş aslında.

Güneş doğmuş gecenin ortasına
Uykusundan uyanan kızın penceresinden içeriye,
Bir kaç dal ile beraber,
Bir kaç ışık demeti.
Yatağından doğrulmuş,
Pencereden dışarıya uzanmış.
Kollarına dolanan sarmaşıklarla beraber,
Çizgi çizgi beliren sapsarı kör ışık.
Nefes almadığını farketmiş,
Gündüzün gece, gecenin gündüz olduğunu.
Ölmemiş, eminmiş
Ya da değilmiş, kim bilirmiş?
Ölü neymiş, diri neymiş?
Oradan oraya geçmiş gibi,
Yatağından öylece doğrulup,
Kendini saran sarmaşıklarla,
Gece doğan güneşi heybesine katıp,
Ayrılmış gariplikler ülkesinden.

Esindaş
,

Önce Vatan


Geldi kızılca kıyamet!
Hiçbir şey olmayacakmış gibi
Sakince oturan
Habersiz insanların üzerine.
Yağdı kızıl korlar.
'Daha dün' dedi birisi;
'Şuracıkta koyun otlatırdım.
Sütü pazarda kaç paraya satacağımın derdi ile boğuşurdu zihnim.
Toprak benimdi ama, su benimdi, hava benimdi.
Hiç geçirmedim aklımdan,
Ben sütün parasını düşünürken
Alacaklar koyununu benden,
Alacaklar toprağımı benden,
Suyumu, havamı benden!
Keşke dedim içimden,
Önce vatan deseydim,
Önce vatan.'
Kıpkızıl toprak
Ve kan ağlayan bulutlar,
Bir olmuş halkın
Kalbine ve bedenine saplanmış o hançer için
Bizden daha dertliler,
Bizden daha üzgünler!
Sahip çıkmalıyız onlara
Etraflarında çember oluşturup,
Geçit vermemeliyiz kahpe kurşuna.

Esindaş
, , ,

Mavi Kız


Tablonun içinden geldi kız,
Tuzlu saçlarını evin içine silkeledi.
Yaralanmamış ne ruhu, ne de bedeni.
Neredeyim ben diye sordu.
Bakışları titrek, bakışları saf.
Yanlış gelmiş olmalısın dedik,
Tabloda deniz vardı,
Birdenbire yarıldı ortadan
Ve sen çıkageldin.
Fakat burası sana uygun değil dedik hepimiz.
Geri dönmelisin
İyiliğin ve güzelliğin ülkesine,
Buranın kokusu bir kere sindi mi üzerine,
Geldiğin yer geri almaz asla seni
Kan, öfke, hiddet, kibir
Sen bilmezsin bunları
Ve iyisi mi bilmeden git, hemen şimdi.
Siz de gelin benimle dedi ıslak kirpikleriyle
Hayır dedik buradayız biz,
Kapıları kollarız
Kirlenmesin diye geldiğin yer.
Bir gün bir kaç iyi insan
Buradan umudumuzu yitirince
Kapıdan geçip, sonsuza kadar kilitleyeceğiz.
Tamam dedi mavi tuzlu kız
Denizin içine daldı
Ve deniz tablo oldu
Ortadan kayboldu.

Esindaş
, , , , ,

Tohum


Yolda giderken bir gün
asık suratım bitmiş hayallerimle ben,
minik minicik bir tohum buldum.
Bildiğimiz tohumlardan farklıydı rengi,
dıştaki sert kabuğu;
kahverengi değil gök mavisi.
Pırıl pırıl parlıyor üzerinde küçük küçücük noktalar.
Mücevher bulmuşcasına sakınarak aldım avuçlarımın arasına,
bıkmıştım ben o yoldan,
yorulmuştum sıkılmıştım,
bulana kadar.
Sonra yolu sevdim,
yol boyu yürüyen insanları sevdim,
gözlerindeki pırıltıyı sevdim,
yaşlı anam babam dahi sevdi,
onlar dahi sevindi,
herkes bulmuş o tohumdan,
herkes ekmiş aynı anda,
düşündüğümüz kadar kötü değil dünya demişler,
bir umutmuş bizim
yaşadığımızı hatırlatan.
Avuçlarımın arasında sakladığım mücevheri
aldım ve gömdüm toprağa,
gözüm gibi baktım,
sakındım rüzgarından, güneşinden,
börtüsünden, böceğinden,
gülümsedim her şeye.
Tüm hayvanlar da gülümsedi benimle,
keza onlara da bir söz vardı tohumun içinde.

Esindaş
, , , ,

Vatan


Uyuyakalmışım sahilde,
tatlı tatlı dalgalanan maviliklerde,
uyandırmaya çalışmışlar çok
hiç oralı olmamışım.
Ben uyurken yıllar yıllar boyu,
altımdaki hasırı almışlar önce,
hafiften batmış taşlar,
aldırmamışım.
Şemsiyemi çalmışlar,
kurumuşum güneşin altında,
akken karaya dönmüşüm,
susamışım da çok,
farketmemişim.
Başımdaki şapkayı da almazlar artık derken,
bir bakmışım o da gitmiş,
dert etmemişim.
Okuduğum kitabı aşırmışlar,
yediğim aşımı,
aç kalmam ben derken
acıkmışım yavaştan,
umursamamışım.
Denizde balık bitmiş ben uyurken,
ağaçlardaki kuşlar, kümesteki tavuklar eksilmiş,
aldığım nefes dahi kirlenmiş,
hadi ordan demişim hadi oradan,
fakat eziyet çeken bir hayvanı
ta karşıdan görünce
uyandım ben,
çünkü ben belki de tüm kötülüklerin anasıyım
diğer tüm insanlıkla beraber,
her türlü kazığı atsak birbirimize
ruhum ne duyar ne aldırır,
fakat eziyet çeken bir hayvan için
suçsuz, günahsız bir gariban için
akan sular durmalı, güneş içinden patlamalı
saçmalı ateşlerini, alev alev yakmalı
dağlar yarılmalı ve dışarı akmalı.
uyandım ben de işte
ne kendim için, ne de geride kalan insanlık için
sadece o kadar eziyete rağmen
masumca bakan bir çift göz için.

Esindaş
, , , ,

Lafımı Etmeye Dahi Değmez


Beş yaşındaydım;
kumsalda kumla oynarken
kocaman bir deniz kabuğu çıkardım
ve kulağına hayatın ve ölümün sırrını fısıldadım.
Bir bulutun sırtına koyup
gökyüzüne gönderdim.
Büyüdüm ve unuttum;
yaşamayı, ölmeyi ve hayatın o kutlu gizemini de,
büyük bir korku büyüdü yüreğimde.
O koca yürek ufaldıkça ufaldı,
sonra bir gün rast geldim o buluta,
ve birden hatırladım;
ne yaşamdan korkarım,
ne ölümden korkarım,
büyüğüm en az bir su damlası kadar
ve de cesurum en az bir çakıl taşı kadar ve yürekliyim hiçbir insanın olmadığı ve olamayacağı kadar
çünkü aslında ben tek bir andan ibaret uçucu bir zerreyim
ve o kadar kısa bir an için hayattayım ki
lafımı etmeye dahi değmez.

Esindaş
, , ,

Kapının Önünde


her gün ayrı bir kedinin beklediği
o kapının önünde
duruyorum öylece
içinde bir sır var
biliyorum
yelteniyorum açmaya
defalarca
geri dönüyorum
bir gün küçük bir çocuk
geldi dikeldi yanıma
biliyorum dedi neye baktığını
ne aradığını,
arıyorsun
tanımadığın bir insanın
gömülü olan sırrını.
hayır dedim bilemedin
o sadece onun sırrı değil
tüm insanlığın
ve ben çıkarttığımda
insanlar aidiyetlerinin
birbirlerine ve nesnelere değil
yıldızlara olduğunu
anlayacaklar
ve sonrasında
kalmamak için buralarda..
gerisini söylemem küçük çocuk
fakat şunu bil
o gün geldiğinde
toprak kaplayacak herşeyi
ve örtecek tüm pisliklerimizi...

Esindaş
, ,

Kırmızı Rugan


Kırmızı topuklu ayakkabılarımı çıkardım kutusundan
yılların biriktirdiği tozun kirin altında
pasparlak kırmızı derisi
hangi kaldırım taşında
hangi asfaltta yürüdüm
bir bir hatırladım.
Beyaz yakanın altında kirli vicdan
topuklu muydu seni yükselten
değişik bir hal gelmiş o masum surete
orada burada hangi patrona
karşı belli olmayan
bir kaç yalancı sırıtışın
oluşturduğu yalancı çizgiler.
ve altındakilere kustuğun öfkenin
meymenetsiz ifadeleri
çok normal bir insansın
baktığında dışarıdan
herkes gibi
çalışkan hırslı
makamı seven, yüksekleri seven
zihninin içinde de herkes gibiysen
tüm dünya koca bir akıl hastanesi

Fakat ben fark ettim delirdiğimi
akıl hastanesini ve içindeki tüm delileri
gökdelenlerde ,metrobüslerde,
çift şeritli yollarda ve köprülerde bırakarak
oturdum bir deniz kıyısına
hedefsiz, umarsız
parasız doğru
fakat kimin umurunda?
ayağımda deri ruganlar yok
bildiğin adi plastik sandaletler
arada bir yokluyorum zihnimi
delilik kırıntıları baki
fakat şimdi
o deli esintilerle
Zihnimi oluşama yönelten
başka biri var beynimde.

ve bir insan daha eksildi kurtlar sofrasından
kimbilir belki
bir orangutan
yaşar bu sayede
ve ben bir bahar günü
her şeyi bırakmak isteyen
o fakir şair gibi
havayı ve denizi
koklarım bedavaya.

Esindaş

8 Aralık 2018 Cumartesi

, , , ,

Tam Şuramdaki Keskin Acı


Sonra ne olacak dedim peki ya sonra, ondan sonra, ya en sonra?
Sonrası yok dedi, ben bu kadarım.
Peki ya tam şuramdaki keskin acı
o ne olacak dedim,
acıtacak mı hep canımı?
Cevap vermedi.
Aldım elime hançeri,
kesip acıyan yerimi,
avuçlarına bıraktım
ve gittim,
bitene kadar damarlarımdaki kanım
gittim ve böylece
bir daha geri dönemedim.

Esindaş
, ,

Köpekler Ağlamasın


Ben bir sokak köpeğiyim, arada bir gözgöze gelirsiniz benimle, ben görürüm sizi, siz görmezsiniz beni.
Sokaklarda dolanırım ben. Çetem varsa ne mutlu bana, yoksa oradan oraya sürgün edilirim, kan revan içinde, ısırıklarla,
bazen iyileşir yaralarım, bazen ise süründürür beni.
Çoğu zaman açım ben, geçenlerde bir kemik için az kanamadı bacağım
diğer köpek kaptı benden, ben kuyruğumu sıkıştırdım.
2 yaşındayım ama sanırsınız 12
ve büyük ihtimalle ki
göremeyeceğim üçü dördü,
kaburgalarım sayılırken derimin üzerinden.
Sizdeki iyiliği de bilirim ben kötülüğü de.
Geçenlerde oturdu yanıma sizden biri
başını almış ellerinin arasına
ağlıyor hıçkıra hıçkıra
elinde bir sandviç
yarısını verdi bana
yedim afiyetle
anlattı bana bir şeyler
dertlenmiş garip
anlayamadım ama üzüldüm çok
ve gene geçenlerde sıkıştırdılar beni sizlerden birileri
oradan buradan akın ettiler kurtarmaya beni
ölmüştüm şimdiye çoktan
kurtarılmasaydım.
Ne yapacaklardı bana bilmem koca koca adamlar
ama kurtaranlar arasında ağlayıp boynuma sarılanlar,
çok kötü bir şeydi anladım o zaman.
Dedim ya ben 2 yaşında kaburgaları derisine yapışmış
bir sokak köpeğiyim,
başımı okşasanız yeter
ve belki biraz kuru ekmek.
Bebekken ne oyuncuydum görseniz
sever miydiniz beni?
Niye sevmiyorsunuz şimdi?
Biraz olsun sevseydiniz beni
bilemezdim size nasıl teşekkür edeceğimi
Sizi sizden daha çok seven bir sokak köpeğiyim
altı üstü.
Kemiklerim fırlamış yerinden
fakat kocaman kalbimle
görüyorum ta içinizi.
Tekmelemeyin beni,
çok acıyor canım
ve ben sizleri bu kadar severken
hiç beklemem sizden.
Bazınız çok iyi,
başımı okşadı daha geçen biri,
peşinden koşturdum
evine alsın diye beni,
içeri girdi.
Ayrılamadı kapıdan uzun süre
belki dışarı çıkar diye
sadece bir sokak köpeğiyim işte
görün beni bundan sonra
az kuru ekmek az sevgi
yeter bana.

Esindaş
, , ,

Deniz


Ben bir kaptanın kızıyım, bir deniz sevdalısının.
Denize olan sevgim bundan değil
Ne de mavi renginden
Dalgalarının sesinden hiç değil
Kıyıya vuran köpüklerden de
Balıkları izlemeyi sevsem de,
Balık da değil, yosun da.
Yazın sıcağında içinde serinlik bulsam da tuzlu suyunun
Ya da dümdüz mavi çarşafın üzerinde huzur bulsam da,
Aradığım bunlar değil.
Yaşamın bitmek tükenmek,
Yorulmak nedir bilmez döngüsünü görüyorum,
Sonsuzluğu bir ucundan yakalamış gibi,
Artık insan değilmişim gibi,
Özlemim; kum tanesine dönüşmeye.
Aç mavi kollarını.
Mavi gezegenin mavi suyu
Ben bir su damlası mıydım bilmem
Tüm bunlardan önce
Ya da toprak parçası
Her neysem artık ve şimdi neye dönüşmüşsem
Benden geriye kalacak olan da
Bir avuç toprak, bir avuç su.

Esindaş