düz yazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
düz yazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Şubat 2019 Çarşamba

, , , ,

H. ve M.



H. ve M.’yi arıyorum, doğduğumdan beri desem abartı sayılmaz da, hadi ben kendimi bildim bileli diyeyim. Tam bulduğumu sandığım anda avuçlarımın arasından kaçıverdiklerine defalarca şahit oldum. Ele avuca sığmaz imiş bunlar. Dokunursan toz olurlarmış, bakarsan saklanıverirlermiş hemen oracıkta bir yerlere. Saklanmakta üstlerine yokmuş. Sadece adları kalana kadar geride, yok ediverirlermiş kendilerini. Varlıktan yokluğa geçiverirlermiş hemencecik. Vazgeçmeyeceğim lakin. Yakalayacağım, tutacağım ellerimle.

Her taşın altına baktım neredeyse, bazen yuvarlandıklarımın dibinde olduklarını varsaydım, bazen dağın başındaki kayanın birinin altında saklandıklarını, bazen denizin dalgasıyla dümdüz edilmiş pürüzsüz çakıl taşlarında aradım, bazen sipsivri amansız kayalıklarda. Her köşe başını döndüğümde hemen oracıkta bir yerlerde bulabileceğimi varsaydım. Benden önce dönenlerin birinden biri ses etseydi bari; ne de olsa aramayan yok onları. Çetin ceviz çıktı H. ve M. Anladığım kadarıyla, okuduğum kadarıyla, tüm hikayeler onların uğruna yazılmış, tüm öğütler onlar için, tüm savaşlar da keza bilinmedik toprakların birinden birinde çıkarlar ortaya diye yapılmış. İnsan insanı o yüzden dövmüş, insan insana tam da o yüzden ah etmiş. Masal kahramanları buldu derler, onlar ulaştı derler, yüz yıl uyuyan prenses sırf onu bulduğunu sandığı için uyandı derler. Tekrar uyumuş lakin, bir yüz yıl daha beklemeye değermiş. Çeşitli reçeteler var, bilmeyen yoktur onları. Şunları şunları yaparsan kavuşursun der onlarda. Misal arabanın içinde, koltukların altında yaşadıklarını söyleyen var, kimilerine göre şahane bir evde anca bulunabilirlermiş, fakir gariban evini sevmezlermiş pek. Doğru mudur ki? Pek de kibirli, pek de şatafatlılarmış.

Ben gene de dağı taşı tercih edeceğim, reçetelerin hiçbirini uygulamadım keza, uygulamak için de artık çok geç sayılır. Fakat, arada bir, hakikaten bir evin, bir arabanın, gösterişli bir elbisenin, alımlı bir ayakkabının içinde olabilir mi diye düşünmeden edemiyorum da gene de varsayıyorum ki; oralarda bulunsaydı H. ve M., bunca insan azıcık da olsa rahata ermez miydi? Yok, yok rahat yüzü gören yok. Geçenlerde komşunun biri diğerine anlatırken duydum, H. ve M.’nin izini sürerken tamamen kaybettiğinden bahsediyordu. Meğer bu iki kafadar, takibe hiç gelmezlermiş. Her reçeteyi uygulamışmış bizim komşu. Arabadır, evdir, dört beş çocuktur. Yok diyormuş, ne yapsam olmuyor diyormuş. Şimdi teknenin birinde bulabileceğine dair bir düşünce belirmiş kafasında -keza H. M. en çok da düşünce ile ulaşır insanların zihinlerine-, alacağım dermiş, tekne ile kavuşacağım onlara. Ne desem bilemiyorum ki, belki de hakikaten bir teknenin içindedir. Denizde olduğunu çoğu zaman ben de varsaydım, baktım durdum, yüzdüm durdum, bir şeyler var gibi sanki sanki, benim de zihnimde belirmiyor dieğil, onların orada ikamet ettiklerine dair garip bir düşünce. Oralarda dolanıyorum son zamanlarda, deniz kenarındaki kayalıklarda. Ayağım takılacak bir gün oralarda atlayıp, zıplarken, belki de, belki de işte tam orada olacaklar, orası da bir muamma gerçi.

Herkes avcı olmuş bunların aşkından, birbirini avlıyor, görseniz, bilseniz, benim gördüğüm gibi, benim bildiğim gibi, daha fazlasını görmeye tahammül edemez, kör olmayı yeğlersiniz.Vaatler oldukça büyük, ben dahi kanıyorum. ‘Ben dahi’ dedim, yanlış anlaşılmasın, kibir değil bu. Çok okudum, çok gördüm, çok gezmesem de, çok gözlemledim. Oradan biliyorum işte, tüm bu avcıların yegane avı H. ve M. olmuş, fakat onlar av değil, onlar elle tutulur değil, izahları yok onların, maddeleri yok onların, onlar ufuk çizgisinde yaşayan ulaşılamaz şeyler. Bir tür idea felsefenin dilinde, bir tür inanç dinlerin dilinde, benim dilimde izahsız, anlamsız, elle tutulamayan, umut benzeri, uçucu, yaklaştığınızda buhar olup uçan, uzaktan sislerin içinden size göz kırpıp duran, yaşamamızı, umut etmemizi, kaybolmamamızı, hayata dört elle tutunmamızı sağlayan varlığı ile yokluğu birbirinden ayrılamaz uçuşan fikirler.

Ben hiç kimseyim amma, siz daha iyisini bilirsiniz amma, anlatmadan edemem kilim dokuyan dedenin bana söylediğini. Vakitlerden bir vakitte, mekanlardan birinde karşılaştım kendisiyle. Gözümü ayıramadım yaptığı işten, saatlerce, rengarenk iplerin arasında, uç uca bağlayarak onları, üzerlerinden geçirerek bir birini, bir ötekini, düğümler atarak birbirine, hiç bitmeyecekmiş gibi gelen insan gözüne, büyük, büsbüyük bir kilim dokurken izledim onu. Varlığımı fark ettiğini düşünmedim bile, öylece, durmadan düşünmeden birbiri ardına ilmek atıyordu, desenleri ortaya çıkarmak adına. Desenler ki ne desenler. içinde kaybolursunuz, sanırsınız ki, ayı güneşi, yıldızları, samanyolunu ve koskoca evreni dokudu parmaklarının arasında öylece capcansız duran iplerle. Sonra birleşince onlar sandım ki bu bir büyü. Kilim mi benim içimde, ben mi kilimin içindeyim bilemedim. Kaybettim bir süre yerimi, yurdumu, vaktimi. göğü ördü sanki tepeme, yeri ördü sanki ayaklarımın dibine. İşte o dede şöyle dedi bana:

Yerde arasan bulamazsın ne huzuru ne mutluluğu
gökte arasan bulamazsın ne huzuru ne mutluluğu
İnsanlarda arasan hiç bulamazsın
Eh belki otlarda ve hayvanlarda.
Sen iyisi mi yaz bir kenara şu dediğimi,
Örülüdür o tüm bu maddenin içinde
Ayrılamaz, ayrıştırılamaz o.
Ne aranabilir, ne bulunabilir o.
Ellerinin arasında, gözlerinin gördüğü yerde
Ve de onların özündedir.
Fakat lakin dokunmaya yetmez tenin
Ve ne görmeye gözün yeter, ne işitmeye kulağın.
Aha da bu kilimdeki ipler desenlerin içinde nasıl kaybolduysa
Öz ve hakiki olan da evrenin deseninde kaybolmuştur.
Tek tek arayamazsın.
Sen ne yap, ne et,
Umursama artık, içinde yaşıyorsun
Dışında aramayı bırak.
Ama tam da burada başlar asıl hikaye;
İçinde olduğun şeyin ne olduğunu
Bilemezsin asla.

Esindaş

8 Aralık 2018 Cumartesi

, , , , ,

Bahtsız Kalanlar


Kahvemi içip dışarıyı izliyorum, bir bahar fırtınasına henüz hazır değilim, tüm işaretler gelmek üzere olduğunu gösterse de, deniz sakin, içimde garip bir his. Tekrar o kürenin içine girebilmeyi isterdim, hani herkese yukardan baktığım, dünya işlerinden muaf olduğum küre. Beni göklerden alıp, ayağımdan toprağa çeken güçler, bir zaman sonra canımı sıkıyor, benim sadece insan olduğumu, öfkeli, hiddet dolu, kin dolu, intikamcı bir şirret olduğumu yüzüme vuruyor. Kimse içinde iyi değil, birbirimizi aldatmaya gerek yok ve ben en azından kendime karşı dürüstüm.

Mahallede peşimize takılan köpeklerden birinin üzerinde büyükçe bir yara, nasıl olduğunu merak edip dururduk, meğerse sahibi kızgın su dökmüş yavrucağın üzerine fakat o köpeciğin içindeki sevgi hiç azalmamış, sahibinin peşinde mutlu ve vakur dolandığını görüyoruz ve sahibinin ona yiyecek vermediğini de biliyoruz, hep bizden istediği için. O adamın torun sahibi olduğunu ve tavuklarını çok sevdiğini de gözlemliyoruz. Peki o adam köpeğine kızgın suyu nasıl boşaltabildi? Ne yapmıştı köpecik, daha mı fazla mama istemişti? Çok mu havlamıştı? Gitmemesi gereken bir yere mi gitmişti? Tüm bunlar kötülük için neden olabilir mi?

Kötüyüz çünkü benciliz. Kötüyüz çünkü evrenin bizim için yaratıldığına inandık, kötüyüz çünkü kendimizi merkezde sanıyoruz ve geri kalan her canlının ve üzerine basarak, ağzından lokmasını çaldığımız her insanın kölemiz olduğunu sanıyoruz.

Asıl sorun ise, kendimizi, diğer tüm canlılardan ayırıp, en üste yerleştirdiğimizde daha mutlu olacağımızı sanmamız, aksine çok mutsusuz herbirimiz, farklı nedenlerden aynı derecede mutsuz ve bir o kadar da yalnız ve biz orta sınıftakiler ya da asıl bahtsızlar, üzerimizdeki insanlar tarafından nasıl sömürüldüğümüzün farkında bile değiliz. Bir halkla ilişkiler çalışması neticesinde mutluluğun sahip olunanlarla doğru orantılı olduğuna inandırıldık ve yolda kaldık.

Artık çözüm yolu yok gibi, yani her şey için çok geç. İnsanlığa olan umudumu tümüyle kaybetmiş olabilirim ve hala insan olmaktan dolayı duyduğum büyük hüzün yılan gibi kıvrılmakta içimde bir yerlerde.

Esindaş
, , ,

Mavi Kapılı Ev


Ne zaman oradan geçsem, kapının önünde oturuyor olurdu, yaz-kış, yağmur-çamur dinlemezdi. Üzerinde sarı çiçekli basma entarisiyle. Bir söylentiye göre, sabah evden çıkıp, bir daha hiç geri dönmeyen kocasını, bir diğerine göre oğlunu bekler dururmuş. hiç konuşmadım kendisiyle, hiç selam vermedim, gücendirmemek için belki, belki de incitmemek, çok hassastı besbelli. Bir gün o durdurdu beni adımla seslenerek, korktum, şaşırdım, garipsedim, durdum ve ona döndüm; "merak etme" dedi ve devam etti; " herşeyi bırakmalısın artık, tutunduğun dallar çoktan çürüdü, yapacakların bitti ve sevdiklerin gitti, geç bu kapıdan artık, diğer dünya üzerine kapanmadan". Bunca zamandır boş yere bekleyen ben miydim? Ağladım, ağladım,ağladım, ağladım ve kapıdan geçip yok oldum.

Esindaş
,

Gökkuşağı


O yaz çok garip geçmişti. deniz kıyısında küçük bir kulübe kiralamıştım. Çok kalabalık bir plaj degildi neyse ki, akşamları sahilde ateş yakılır, insanlar ateşin başında toplaşırdı. Gene böyle bir akşam, yukarıda dolunay, ateşin başında beş kişiyiz. Birden bir tanesi hızlıca koşarak denize attı kendini, onun atlamasıyla bir ışık huzmesi belirdi ayışığı ile aydınlanmış gökyüzünde ve denize atlayan kişi bir daha çıkamadı, cesedi de bulunmadı. Yıllar yıllar sonra rastladım ona başka bir sahilde, rengarenk ışıklar oynaşıyordu üstünde, bana baktı ve gülümsemesiyle birden bir gökkuşağı belirdi denizin üstünde. Gökkuşağının özünün ne olduğunu o an anladım.
, , ,

Yürüyüş


Her gün aynı saatte görürdüm onu, hiç aksatmazdı, üzerinde hep aynı kıyafetle, ayagında delik deşik ayakkabılar, fakat omuzları dik bir şekilde yürüyor olurdu. Bir gün karşılaşmayı hiç beklemediğim bir anda çıktı karşıma, ufak bir baş selamı verip gececek oldu, "durun, bir saniye" dedim ve devam ettim "kimseniz yok mu". Dik dik baktı gözlerime ve ekledi "köpeklerim yeter". Yeterdi elbet yetmez olur muydu hiç? Çevremdeki içi boş, dışı süslü insanları düşündüm "haklısınız" dedim başımı eğerek, nedense utandırdı beni bu cevap. Uzaklaştı yanımdan ardına bakmadan.

Esindaş
, , , ,

Anılar


Tıpkı fotoğraftaki taşlar gibi anılarım da soluklaşıyor hafızamda yıllar geçtikçe. Bana anlatılanları ben yaşamışım sanki, yaşadıklarımsa bir nevi solgun rüya gibi. Peki hakikaten hatırladığım kadar cesur ve korkusuz muydum? Eğer öyleyse bu korkak, ürkek insan kim? Yılların biriktirdikleri beni ne hale getirdi? İçimdeki yıldız gökyüzüne ulaşmak isterken, onu böğrüme zincirledim, korkuyla ve vesveseyle.

Esindaş
, , ,

Sokak


O sokağa bir daha girmem demiştim. Yıllar yıllar geçti; kapıyı çarptığım, geri kalan her şeyle beraber, en büyük korkularımı, endişelerimi ve kaygılarımı bıraktığım o viraneye ilk defa şimdi geri döndüğümden beri. Anların hepsi anıya dönüşürmüş, ne garip. Gene de o tatlı gölgeler içimi sızlatmadı değil.

Esindaş