nostalji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nostalji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Aralık 2018 Pazartesi

, , , ,

Lafımı Etmeye Dahi Değmez


Beş yaşındaydım;
kumsalda kumla oynarken
kocaman bir deniz kabuğu çıkardım
ve kulağına hayatın ve ölümün sırrını fısıldadım.
Bir bulutun sırtına koyup
gökyüzüne gönderdim.
Büyüdüm ve unuttum;
yaşamayı, ölmeyi ve hayatın o kutlu gizemini de,
büyük bir korku büyüdü yüreğimde.
O koca yürek ufaldıkça ufaldı,
sonra bir gün rast geldim o buluta,
ve birden hatırladım;
ne yaşamdan korkarım,
ne ölümden korkarım,
büyüğüm en az bir su damlası kadar
ve de cesurum en az bir çakıl taşı kadar ve yürekliyim hiçbir insanın olmadığı ve olamayacağı kadar
çünkü aslında ben tek bir andan ibaret uçucu bir zerreyim
ve o kadar kısa bir an için hayattayım ki
lafımı etmeye dahi değmez.

Esindaş
, , ,

Kapının Önünde


her gün ayrı bir kedinin beklediği
o kapının önünde
duruyorum öylece
içinde bir sır var
biliyorum
yelteniyorum açmaya
defalarca
geri dönüyorum
bir gün küçük bir çocuk
geldi dikeldi yanıma
biliyorum dedi neye baktığını
ne aradığını,
arıyorsun
tanımadığın bir insanın
gömülü olan sırrını.
hayır dedim bilemedin
o sadece onun sırrı değil
tüm insanlığın
ve ben çıkarttığımda
insanlar aidiyetlerinin
birbirlerine ve nesnelere değil
yıldızlara olduğunu
anlayacaklar
ve sonrasında
kalmamak için buralarda..
gerisini söylemem küçük çocuk
fakat şunu bil
o gün geldiğinde
toprak kaplayacak herşeyi
ve örtecek tüm pisliklerimizi...

Esindaş

8 Aralık 2018 Cumartesi

, , ,

Ben Buraya Ait Değilim


Mermer masada dört kişiydik, hepimiz hüzünlü ve bıkkın bir şekilde, ne yapacağımızı bilememekten ötürü, önümüzdeki bardaklarla oynuyorduk. İki kadın, iki erkektik, birbirimizi çok iyi tanıyor değildik. Az çok yüz aşinalığı o kadar ama bir türlü nereden çıkartamadık. Orada neden toplaştığımızı da bilmiyorduk. Kendimizi o masada çok değil birkaç saat önce oturur bulduğumuzdan beri, antik ve yarı yıkılmış bir taş evin içinde olduğumuzdan başka pek bir şey öğrenememiştik.

Arada bir odaya giren garip görünümlü bir insan masadan boş bardakları topluyor, bir taraftan da yenilerini getiriyordu. Çok kez onunla konuşmayı denedik, yüzümüze dahi bakmadı ya da gözleri yoktu belki de kulakları yoktu kim bilir. Bizimle herhangi bir iletişim kuramadığı çok aşikardı. Bildiğimiz tek şey hepimizin uyku sırasında buraya taşındığımızdı. Bir tür deney olduğumuzdan emindik, önümüzdeki bardaklardaki sıcak sıvıyı çay niyetine içiyorduk fakat şüphelerimiz vardı ilaç olabileceklerine dair.

Konuşmalar gitgide seyrekleşiyor, yılgınlık ve can sıkıntısına korku ve öfke ekleniyordu. Üşümeye de başlamıştık bir taraftan. Bu esnada kapı açıldı, pelerinli, yüzünü göremediğimiz oldukça uzun biri odaya daldı. Değişik bir şey hissettim o anda, tüylerim diken diken olmuştu, beynimin içinde tüm düşünceler dağıldı ve tek bir fikir kaldı. Bu fikre çocukluğumdan beri aşinaydım; "ben buraya ait değilim". Bu ergenvari bir isyandan ziyade, çok çok küçükken, kendimi ve ailemi sorguladığım günlere ait bir inançtı; insandışıydım, dünyadışıydım ve kim bilir nerelerden düşmüştüm.

Öylesin dedi içimdeki bana ait olmayan fakat bana aitmiş gibi hissettiğim garip ses. Bana bir sürü görüntü izletti gerçek vatanıma dair, oradaki varlıkları gördüm, oranın toprağını taşını, ikiz güneşlerini ve üçüz aylarını. Doğrusu bu ya ölmek istedim, ölünce geri düşersin dedi, ne yapmalıyım dedim, idrak etmelisin kim olduğunu dedi, içimdeki yoğun duygulardan yere yığıldığımı hatırlıyorum.

Uyandığımda taş evdeydim ve yanımda kimse yoktu. Olaylar gerçek miydi değil miydi onu dahi bilemiyorum. Fakat içimdeki boşluk gitmişti, yaşamamın ve ölmenin anlamı/anlamsızlığı yoktu, kim olduğumu az çok biliyordum artık ve korkunun bile manası kalmadı, ötekilerin ve berikilerin de. O taş evin çok yakınında yaşıyorum artık, tekrar geri gelecekler biliyorum.

Esindaş
, ,

Katilimsin


Kasabanın merkezinde eski, harap ama bir zamanlar güzel olduğu belli taş bir ev var, önündeki yolda sıkça meydana gelen ölümlü trafik kazalarından dolayı yolu kapatmışlar.

Çok yıllar önce şehirde neyi var neyi yoksa satıp bu eve yerleşmiş derler evin eski sahibi için. Onun zamanında o kadar bakımlı ve güzel bir evmiş ki, kasabaya başka yerlerden gelenler oraya şöyle bir bakmadan ayrılmazlarmış. Ahşap pencerelerden sarkan sardunyalar, menekşeler, karanfiller, güller...Bahçesinde bir piknik tüpü üzerinde neredeyse tüm gün çay demlenirmiş, uğrayan bir bardak hoş kokulu çayını içmeden ayrılmazmış oradan. Değişik rivayetler dolaşıyormuş bu arada, her ne kadar kadın ser verip sır vermese de şehirdeki hayatıyla ilgili, uzak uzak uzak tanıdıklar vasıtasıyla, kadının nişanlısının trafik kazasında öldüğü söylentisi yayılmış kasabada hatta kadıncağızın bir müddet akıl hastanesinde tedavi edildiği de yayılıyormuş kulaktan kulağa. Tüm bu dedikodulara rağmen, naifliği, iyi kalpliliği, güler yüzlülüğü sayesinde çok seviliyormuş.

Gel zaman git zaman pencerelerin önündeki çiçekler solmaya yüz tutmuş, ahşap pencereler bakımsızlıktan çürümeye başlamış, bahçede yabani otlar bürümüş, kadıncağızı çok nadir görür olmuş kasaba halkı, ayda bir bakkaldan ufak tefek alışverişini yaparmış, başka da dışarı çıkmaz olmuş. Zamanla kasaba halkı da unutmuş onu, kendilerine yeni dedikodular, yeni insanlar bulmuşlar. Fakat biri hiç unutmamış onu, içten içe merak etmiş durmuş, acımış da haline. Bakkala sormuş durumunu, 'hiç konuşmadı, yüzü bembeyazdı" deyince üzülmüş baya.

Ertesi gün kapısını çalmış, kadın sessiz sedasız içeri almış, içerisi de baya kötü durumdaymış anlatılana göre. Kadın birdenbire konuşmaya başlamış; "unuturum sandım, acımı içime gömebilirim sandım, onsuz yaşayabilirim sandım, yaşamaya çalıştım, kendi kendimin umudu oldum fakat olmuyor işte, kalbimin şuracığında bir ağrı, boğazım düğüm düğüm, hiçbir şey düzelmiyor, zaman yaramın ilacı değil, katilim oldu. Bunları sana anlatıyorum ne de olsa az çok biliyorum, temiz kalpli bir insansın sen. Ben ise değilim, kötü çok kötü bir insanım, nişanlıma hırsımla o arabayı aldırtan, zorla onu sürdürten bendim ben. Yakıştı yakama hırsım, kötülüğüm, anlatsam bağışlanmam ama belki dedim biraz olsun rahatlar mıyım? Artık her gece rüyama giriyor ve beni suçluyor, "katilimsin" diyor bana. Nefes nefese uyanıyorum, uyanmasam öleceğim belki. Bugün değilse bile çok çok yakında" deyip kapıyı göstermiş, bir tür itiraf, ama neden yapmış, neden anlatmış belli değil.

Günler sonra kokudan rahatsız olup şikayet etmişler mercilere. Yatağında ölü bulunmuş, uykusunda öldüğünü söylemişler.

Esindaş
, , ,

Sokak


O sokağa bir daha girmem demiştim. Yıllar yıllar geçti; kapıyı çarptığım, geri kalan her şeyle beraber, en büyük korkularımı, endişelerimi ve kaygılarımı bıraktığım o viraneye ilk defa şimdi geri döndüğümden beri. Anların hepsi anıya dönüşürmüş, ne garip. Gene de o tatlı gölgeler içimi sızlatmadı değil.

Esindaş