toprak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
toprak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ocak 2019 Salı

, , ,

Baykuşun Sanrısı


Tepemden geldi gelen.
Ben aşağıya bakar iken.
Gökten geldi gelen
Ben zelzele bekler iken.
Yerin dibine gireceğim derken
Göktepenin üstüne çıkan ben.
Yerimden memnun idim
Çok olsa toprak derdim, kum derdim.
Kül derdim, toza döner, uçuşurdum.
Gene de her halukarda
Yerde idim, yürür idim, koşar idim
Bacaklarım tutmayacaktı
Gözlerim görmeyecekti
Kollarım uzanamayacaktı
Bir zaman sonra, bir zaman sonra.
Fakat birdenbire
Gözlerimdeki gözyaşı
Göğe uçuverdi
Buhar oluverdi.
Ayaklarım kesildi yerden
Kollarım uzandı göğe
Nereden bileyim ben uçmayı
Kuşlar gibi süzülmeyi
Olsa olsa bir baykuş olurum ben
Çok olsa öylece tüner
Gamlı yaşlı izlerim kara toprağı
Fakat nafile!
Baykuş dahi olamadım
Yerden sıyrıldı kemiklerim
Topraktan sıyrıldı derim.
Kumdan sıyrıldı gözlerim
Ve ben her şeyi gördüm.
Seni ve seni ve seni ve beni.
Uzaklaşacağım derken
Göğün en tepesinden
En yakını gördüm ben.
Ve en içine bakınca cismin
Sonra kişinin
Kayboldum ben.
Öyle bir mesafe varmış ki,
Göremediğinden çok yakın sanarmışım
Öyle bir sanrıymış ki;
Uyuyup uyanıp gene sanarmışım
Sanıp sanıp sanrışırmışım
Ve bu sanrışma esnasında,
Gerçeği ucundan tutup, burka burka
Yalan edermişim, edermişsin.
Ve yalanı bir uçtan bi uca bağlayıp
Yana döne yaşarmışım, yaşarmışsın.
Bitmeyen yalanların içinde
İçinin de en içinde
Sonra tekrar içinde
Yeni bir yalan başlarmış.
Öyle gördüm ben,
Gördüğümün yalancısıyım ben.
Alem gerçek değil ki
Benim dediğim gerçek olsun.

Esindaş

10 Aralık 2018 Pazartesi

, , , , ,

Tohum


Yolda giderken bir gün
asık suratım bitmiş hayallerimle ben,
minik minicik bir tohum buldum.
Bildiğimiz tohumlardan farklıydı rengi,
dıştaki sert kabuğu;
kahverengi değil gök mavisi.
Pırıl pırıl parlıyor üzerinde küçük küçücük noktalar.
Mücevher bulmuşcasına sakınarak aldım avuçlarımın arasına,
bıkmıştım ben o yoldan,
yorulmuştum sıkılmıştım,
bulana kadar.
Sonra yolu sevdim,
yol boyu yürüyen insanları sevdim,
gözlerindeki pırıltıyı sevdim,
yaşlı anam babam dahi sevdi,
onlar dahi sevindi,
herkes bulmuş o tohumdan,
herkes ekmiş aynı anda,
düşündüğümüz kadar kötü değil dünya demişler,
bir umutmuş bizim
yaşadığımızı hatırlatan.
Avuçlarımın arasında sakladığım mücevheri
aldım ve gömdüm toprağa,
gözüm gibi baktım,
sakındım rüzgarından, güneşinden,
börtüsünden, böceğinden,
gülümsedim her şeye.
Tüm hayvanlar da gülümsedi benimle,
keza onlara da bir söz vardı tohumun içinde.

Esindaş

8 Aralık 2018 Cumartesi

, , , ,

Gözlemleyenin Laneti


Hani bahardan çok büyük beklentilerimiz vardır ya, yeni yıldan olduğu gibi, ya da doğum günlerimizden, yıl dönümlerimizden, iple çekeriz o günleri, ne de olsa yepyeni insanlara dönüşeceğizdir, hayat şartlarımız mükemmelleşecektir, daha mutlu olacağızdır. O beklentiler hiçbir zaman gerçekleşemez ama biz tüketmeyiz umutları, her bahar yeniden umutlanırız.

O bahar da öyle oldu, sanki ne bileyim talih kuşu kafama konuverecekmiş gibi kıpır kıpır bir sevinç içimde ve bu sefer hakikaten de bir şeyler değişti sanırım.

Her gün aynı saatte bahçeye iki tane karganın geldiğini fark ettim, gün batımına doğru hep aynı ağacın aynı dalına konuyorlardı. İlk birkaç gün önemsemedim, aradan bir hafta geçip bunların hala aynı saatlerde geldiğini görünce ertesi gün bahçeye çıkmaya karar verdim, karşıdaki ağacın altına sandalyemi çekip olabildiğince kendimi saklamaya çalışarak, gözlemlemeye başladım.

İkisi birden geldi. Gagalarında bir şeyler parıldıyor gibiydi, onları toprağa bıraktılar teker teker ve belki dört beş kez havalanıp geri döndüler her seferinde gagalarındakileri toprağa bıraktılar. En sonuncuyu da bıraktıklarında dala tüneyip çeşitli sesler çıkararak kanat çırptılar, belki bir on dakika sürdü ve havalanıp artık yavaştan kararmış gökyüzüne doğru kanat çırptılar.

Bıraktıkları şeylerin ne olduğuna bakmak için yöneldim toprağa; bir sürü pırıltılı, rengarenk, cam gibi minik parçalar kararmış havaya rağmen yansıma yapıyordu toprakta, yavaş yavaş toprak hareket ederek hepsini yuttu, o an bunun gözlerimin bir oyunu olduğunu sanmıştım. Kargalar bir daha gelmedi ve ben uzun bir süre kendimi suçladım; " gözlemleyenin laneti"...

Birkaç ay sonra ben tam bu olayı unutmuşken, pırıltılı parçaların olduğu toprakta minik filizler belirmeye başladı.Bir iki hafta sonra daha önce görmediğim parlak yeşil iri yapraklı ağaçlara dönüştüler, baharın sonunda, yazın başında sarı minik meyveler olgunlaştı dallarında ve ben bilmem hangi cesaret o meyvelerden yedim, yiyemediklerimin konservesini yaptım.

Yazın sonunda ben ben değildim artık; belki bir kargaydım, belki bir meyve bir çeşit sürüngen de olabilirdim ya da ne bileyim bulut, yağmur damlası, rüzgar. İçimdeki tüm hüznü ve acıyı meyveler yok etti ve ben olabildiğince özgür bir "şey" olarak hayatıma devam ediyorum ya da artık bir hayatım kalmadı.

Beni o ağaçların altına gömmüşler.

Esindaş