25 Aralık 2018 Salı

, , , , , ,

Rüya Sokak


Tanrı gözünü kırptı
Ve tam o anda ben,
Doğdum, büyüdüm ve öldüm.
Her ölümümle
Doğdum.
Her doğumumla öldüm.
Arada uğradığım
Rüya caddesindeki
Sarmaşıkların arasına dolandım.

Rüya caddesinde gözümü açtım,
Uzun uzun uyumuşum,
Ömürler boyu,
Ölümler boyu
Asırlar boyu,
Tanrının saniyeleri
Benim tüm hayatımmış meğer,
Uyanınca farkettim.
Sonra sonra gördüm ki;
Gök maviymiş.
Ama bildiğiniz gibi değil!
Bildiğim gibi değil!
Parlak, ışıltılı bir mavi
Yeşil ya da gri.
Ve pamuk pamukmuş bulutlar.
Kırmızılı, turunculuymuş yerler.
Bazı bazı yere inermiş gök
Islanırmış toprak,
Bazı bazı göğe çıkarmış yer
Kızıllaşırmış gök.
Yer neyse gök oymuş
Ve gök neyse yer o.
Yansırlarmış birbirlerine.
Ve tüm yansımalarla bir
Yanılsamalar doğarmış
Zihinlerimizin içine.
Ve tüm dünyalar
Döner dururmuş.
Bizim için, bizle beraber.

Rüya caddesinde gözümü açtım.
Ve şimdi tekrar uyuyacağım.
Hatırlamazsam eğer
Sonsuza kadar derler.
Sonsuza kadar
Dönüp duracakmışım.
Su gibi,
Buhar gibi, buz gibi.
Hoşçakal mavi ve kızıl
Unutursam affedin.
Unutmazsam beni de alın.

Esindaş

14 Aralık 2018 Cuma

, ,

İstavritin Kanatları


Sabahın altısı, uykuya kapatamadığım gözlerimi
Denize açtım iyice.
Dünyanın sonu gelmiş gibi bir havada,
Rüzgarla büyüyüp, kabaran dalgaların üzerinden,
Gecenin karanlığı henüz tam çekilmemişken,
Doğup doğmamaya kararsız güneşin
Sarı, kızıl kanattığı bulutlara dalan gözlerimi
Yavaşça ovuşturdum.
Gök renkli, fırtına renkli deniz
Yıkıp geçmek istercesine
Ağzından köpükler çıkararak hırçın ve öfkeli
Bana yöneltti ellerini.
Uzaklaşmadım geri
Üzerimdeki canlılık denen ağırlığı
Yer çekiminden sonsuza değin
Kurtarmak adına
Karanlık sulara izin verdim.
Gecelerdir kapatamadığım gözlerimi
Kapattım suyun soğuk grisinde.
Yer çekimini böylece kovarken ben
Balıkçı teknesinden pek ufak bir istavrit
Sıçradı önüme,
Minicik yüzgeçleriyle set çekti denizin öfkesine.
Ve durdu birden.
Küçücük bir balığa teslim oldu
Koca su.
Şaşırdım, bıraktığım bedenimi
Geri topladım.
Ve sordum:
"Şu kadarcık bedeninle nasıl karşı koydun
Şu koca suya
Ey be küçük balık"
Ve konuştu:
"Ben bir balık değilim
Şekilden şekile girenin ta kendisiyim.
Sanma ki yer çekimini toprağa gömülerek yenebilirsin.
Ne de suya.
Önce uçmayı öğren yaşarken
Keza göğe yükselmeden,
Ne çamurdan ne de topraktan imal bedeninden kurtaramazsın kendini."
Ve uçarak gitti balık.
Ben; kanatsız ve ıslak
Geri döndüm mecbur.
Ve uyku tutmaz gözlerim saatlerce kapalı
Uyudum, uyudum, uyudum.
Rüyalarımda hep uçtum, hep uçtum ve hep uçtum.

Esindaş

12 Aralık 2018 Çarşamba

, ,

Kaçış


Oradaydım.
Soğuk ve yağmurlu bir kış günü,
Dış tarafı çamurdan pislenmiş
Kerpiç bir evin içinde.
Duvarda dayıma gönderilmiş
Artist fotoğraflı kartpostallar.
Kenardaki bir ayağı kırık, tozlanmış masanın üzerinde
Pilli, anteni kopmuş bir radyo.
Ne bir kanal çeker, ne doğru düzgün çalışır.
Tahtadan divan üzerine kurulmuş dedem.
Ninem mutfakta kararmış, dibi tutmuş
Sahanlardan birinde mis gibi tereyağlı yumurta yapmış
Başka şey yemem diye söylenince ben.
Tezek kokuyor ev.
Hemen yan tarafta; boynunda nazar boncuklu kolyesiyle sarı kızın ahırı
Ve bir kümes, içinde; el bebek, gül bebek
Bakılan, sevilen tavukların olduğu.
İnek insandan daha değerli burada.
"Onsuz insan ne eder"
Der durur ninem.
Bense sömestir tatilinde burada olduğum için,
İçimden bilmem nelere nelere lanet eder halde,
Oflayarak puflayarak dolanıyorum daracık odanın içinde.
Tahta pencerelerden su giriyor içeri.
Tiksiniyorum içeriye dolan su birikintisine bakarken
Sobaya sokuluyorum biraz daha.
Dakika sayıyorum, saat, gün.
Ve şimdi ise
Saya saya 40 yılı devirdim
Köyden eser kalmadı,
Sarı kızdan.
Nenemim bizden daha değerli tavuklarından.
Velhasıl ne dedemden, ne nenemden.
Fakat aklımın bir köşesinde ben
Bir türlü sevemediğim o yerden
Ayrılamıyorum bir türlü.
Ve tarladaki yemyeşil buğday başaklarının arasında
Uzanarak gökyüzüne bakmaktan ötesini
Hayal dahi edemiyorum.
Acınası, içinden çıkılamaz
Kahrolası bir döngüye hapsolmuş
Zavallı, en zavallı, pek zavallı
Bu insan,
Aklını buğday başaklarının orada kaybetmiş
Ve zıvanadan çıkmış bir makinenin içinde,
Boynunu sıkarken görünmez eller,
Zihninin içinde
Hep oraya kaçmış.

Esindaş

10 Aralık 2018 Pazartesi

, , ,

Gerçekliğe Acıyorum


Kıpkırmızı battı güneş,
Değişik bir sessizlik,
Öyle ki; gün batımını iple çeken kuşlar dahi sessiz.
Oracıkta beni bekleyen
Karalanmış bir kaç kelime ile mi kızıl derinliği sorgulayacağım,
Şimdi şu anda kamaşan gözlerimle, uğuldayan kulaklarımla,
veyahut da haberci bulutun ağzından dökülmeyen lafları anlamaya çalışacağım,
Yer yeksan olmuş zihnimle.
Yer kızıl, gök kızıl.
Korkmuyorum hayır,
Kutsal ve ulvi olandan
Düz,dümdüz gerçekliğe
Düşüşümü yadsıyorum sadece.
Dönüşümün ve düşüşün ülkesine
Yuvarlanarak varıyorum.
Vararak var oluyorum.
Düşerek ve kayarak,
Her rüyadan,
Her gün batımından, her gün doğumundan
Saniyeler sonra
Gözlerimi gerçekliğe açıyorum.
Acıyarak, acıtarak.

Esindaş
, ,

Kalbi delik


Kalbini çok kırmışım,
Kalbi yerinde
Kocaman koskocaman bir delik varmış
Öyle dedi bana.
"Her şeyi, beni dahi
Yutacaksın o vakit" dedim
"Kara kapkara bir deliksin sen."
"Hem" diye ekledim,
"Bir insanın kalbi
Örgü şişi ile delinebilir mi hiç?
Ben ki;
Dünyaları örüyorum belki,
Seni ördüğüm,
Şu pencereden dışarıyı izleyen
Karman curman renkli kediyi ördüğüm gibi.
Ya da kimbilir,
Beynimi örüyorumdur.
Minik minik ilmekler, düğümler atıyorumdur
Kaygının, endişenin olduğu yerlere.
Tıpkı yaraya yapıştırılmış
Yara bantı misali
Kapatıyorumdur zihnimden akan zehri.
Yamadır belki, tutmaz.
Peki öyle bile olsa
Tüm yaşantımız,
Ya tutarsa'ya bağlı değil midir?
Senin, benim ve diğer herkesin."
Ve ekledim; "Yanlışın var,
Örgü şişi ile kalp kırılmaz
Kalbine iyi bak,
Çoktan kırılmışsa eğer, sen fark etmeden
Birleşen yerleri hissetmişsindir,
Kalbi olduğunu hissedince insan,
Hüzün de basar, acı da, sevgi de, öfke de.
Örgü şişine şükret sen."

Esindaş
, , ,

Sarmaşık Uyanış


Uykusundan uyanan bir kızın hikayesi bu,
Başlangıcı buymuş,
Gecenin zifiri karanlığındaki güneş.
Sonunu göremesem de demiş,
Gördüğümü anlatacağım herkese
Fakat kimse yokmuş aslında.

Güneş doğmuş gecenin ortasına
Uykusundan uyanan kızın penceresinden içeriye,
Bir kaç dal ile beraber,
Bir kaç ışık demeti.
Yatağından doğrulmuş,
Pencereden dışarıya uzanmış.
Kollarına dolanan sarmaşıklarla beraber,
Çizgi çizgi beliren sapsarı kör ışık.
Nefes almadığını farketmiş,
Gündüzün gece, gecenin gündüz olduğunu.
Ölmemiş, eminmiş
Ya da değilmiş, kim bilirmiş?
Ölü neymiş, diri neymiş?
Oradan oraya geçmiş gibi,
Yatağından öylece doğrulup,
Kendini saran sarmaşıklarla,
Gece doğan güneşi heybesine katıp,
Ayrılmış gariplikler ülkesinden.

Esindaş
,

Önce Vatan


Geldi kızılca kıyamet!
Hiçbir şey olmayacakmış gibi
Sakince oturan
Habersiz insanların üzerine.
Yağdı kızıl korlar.
'Daha dün' dedi birisi;
'Şuracıkta koyun otlatırdım.
Sütü pazarda kaç paraya satacağımın derdi ile boğuşurdu zihnim.
Toprak benimdi ama, su benimdi, hava benimdi.
Hiç geçirmedim aklımdan,
Ben sütün parasını düşünürken
Alacaklar koyununu benden,
Alacaklar toprağımı benden,
Suyumu, havamı benden!
Keşke dedim içimden,
Önce vatan deseydim,
Önce vatan.'
Kıpkızıl toprak
Ve kan ağlayan bulutlar,
Bir olmuş halkın
Kalbine ve bedenine saplanmış o hançer için
Bizden daha dertliler,
Bizden daha üzgünler!
Sahip çıkmalıyız onlara
Etraflarında çember oluşturup,
Geçit vermemeliyiz kahpe kurşuna.

Esindaş